Ana Menü
Hatıra ormani ASKER EGLENCESI A.C.D GÜNLERi Haber Arşivi videolar Çömlekçi kuş bakışı kaliteli görünüm 25.04.2010 SEYMA & SERDAR Dügün HASRET & UMUT Dügün (ismail Kavasoglu‘nun kizi) CÖMLEKCI SPOR EBRU & FARUK Nisan (Yakup Tasci Kiz Babasi) 8. Cömlekcililer Günü SEYMA & KEMAL Nikah MsSerpen 2016 Köy ve Köylülerden Fotograflar KÖY HAYRI NOSTALJI FOTOGRAFLAR
Anket
Web Sitemizi Beğendiniz mi ?


Sayac



İstatistikler Yükleniyor ..!

İlhan KAVASOĞLUnun köşesi

GECE YARISI YAZILARI

 

Şu an…

         Gecenin bu kayıp vaktinde; Sanki yaşar gibi yanan …ve sanki sıcak gözyaşı damlalarıyla eriyen… Ama benimle hakiki sessizliği ve sensizliği paylaşan kavgamı görmeni isterdim. Görmeni isterdim beni; Ey vazgeçilmezini içimde gezdiren… Beni, “Senin görmeni isterdim. Çünkü bu kavgamı taşımak herkesin harcı değil!         

Gecenin bu kayıp vaktinde; Adını yazdım büyük harflerle, yanına bir soru işareti koydum. Gözlerinin arkasında ki masumiyeti hiç anlayamamıştım.

         Gözler ki birer parçasıdır sende ilahın,

Gözler ki senin en katı zulmün ve silahın,

Vur şanlı silahınla gönül mülkü düzelsin;

Sen vuruyorken de, öldürüyorken de güzelsin!

Oysa bir sen öldürmedin beni. Ben ellerimi açıp sonsuzluğa mutluluklar taşırken, ben ki karanlığın kuşatılmışlığı altında zamandan kaçırdığım bir tutam ışıkla sana uzanırken bir eylül sabahı öldüm!... Gücenme, bizim yüreğimiz böyledir. Ne zaman nerede ele vereceği belli olmaz bizi. Gün gelir elveda demeye de vakit kalmaz. Ama ben ölüme sizler için gideceğim. Bırakarak arkamda bir çift mavzer kurşunu gözbebeklerini, sevdiğimin…

Ey bir çift mavzer kurşunu gözlü sevgilim!... Sen ağlarken başkaları gülüyorsa bizim ölülerimize, sen onlar içinde ağla, onların haline de ağla. Bilmiyor ki:

Yaşayan bir ölü bin sağ getirir,

Belki ses yankıyı dağ dağ getirir.

İşte benim ümidim bu dağ yankılarıdır. Kulakları sağır edecek kadar güçlü ve kuvvetlidir, bu yankılar. Sustuğuma bakma sen, bir görsen bir görsen benim yüreğimi. Sustuğuma bakma. Çıt çıkmıyor benden yana. Yine baş başa vermişim yalnızlığımla, takılmış yalnızlığın gözleri gözlerime, kara sevdalar gibi bakışıyoruz. Bu inen akşam var ya, bu inen akşam… şimdi, şimdi… Say ki fısıldıyorum şimdi. Tut ki konuşuyorum, fısıldıyorum kendi kendime bir başıma… zor ya… Benden yana olmak zor… biliyorum zor,

Ama sevdam deli, ama sevdam garip, durmaz ki üçbin yıl dolaşıp durmuş, gelip seni bulmuş. Ne diyorum biliyor musun? Ateş düşsün yüreğine…iyi mi? Çaresi yok başka, bilemezsin sen, sen beni hiç yaşamadın ki. Beni üzen taş bağrın. Beni yakan ateş seni yakmadıkça sabah çıtlatmayacak gecenin kapısını. Acelem bunun için vefasız.

Bir görsen benim yüreğimi, ne fırtınalar yaşadı, ne korkunç köşe başları çıktı yollara, nice sancılar sakladı zaman, masal kaldı yaşananlar. Ay karartan silahların gölgesinde, titreyen yıldızların gözbebeklerinde nasıl yaşadığımı bir bilsen.

Bir kere koklaşmadan baharla, ne dizlerimde ıslak yeşil lekeleri kaldı, ne de saçlarımda bir tutam serinliği. Ateşler düştü hep cemre yerine avuçlarıma… Ama geri adım atamam!...

Şimdi!...

Garip bir akşam çökmüş üstüme, uykuya düşman her gecem. Benim kavgam gece ile, gecenin bir saatinde, gecenin orta yerinde düşmüşüm yollara. Yollar ki yokuş. Ağır ağır çıkıyorum. Yokuşları, tenha ve sensiz. Neden bu inişler bu kadar kalabalık.

Birilerimi fısıldıyor ne;

Su iner yokuşlardan hep basamak basamak

Benimse alın yazım yokuşlarda susamak

Dedim ya benim kavgam gece ile, bedenlerimiz kırılsa da fırtınasında kavganın ve yeşerse de her dem ihanetler hala yüreğimdedir sevginin çırpıntısı. Ama karanlık gittikçe bastırıyor. Depremler kopuyor yüreğimde. Beynim petrol çukuruna dönmüş  yürüyor ateşlere. Direniyorum gecenin bir saatinde direniyorum. Daha ne kadar dayanır damlalaşan yüreğimde tuttuğum sevgi. Uzat diyorum, uzat artık ellerini yarın gün doğduğun da beni bulamayabilirsin…

Ve gecenin bir saatinde sarılmışım kalemime, ki kalemler de yazmıyor. Seni anlatmaya aciziz diye. Haklısınız diyorum. Beni anlatmaya kalemler yetmez. Öyle çetin yollar aştım ki; gemiler karaya, atlar denize yürüdü. Tarih çıldırdı.

Ya sonra, sonrası beni hep ağlatır, kahreder. Aciz olan ben oldum. Kaybolup gittim. Tarih abdallaştı.

Bir zamanlar karanlığı aydınlatırken, şimdi karanlığa mahkumum, yalnızım. Bir çıkış olmalı diyorum, bir çaresi olmalı. Topluyorum önüme bütün harfleri.

Izdırabı yaşamayan, yalnızlığı yaşamayanlar ne anlar mutluluklardan, güzelliklerden ızdırap çek diyorum;

Izdırap çek inleme… Ses çıkarmadan aşın

Bir damlacık aksa da, bir acizdir gözyaşın;

Yarı yolda ölse de en yürekten yoldaşın

Tek başına dileğe doğru at salmalısın

Dileğim mutluluğundur, mutluluğumuzdur.

Onun için bir sevda tutturmuşum. Ki ben hiç vazgeçmedim, sevdamızdan. Her gece yarısı sevdamızla asılı kaldım, unutulmuş tarihin mısra aralarında, tozlu raflara kaldırıldım. Ama yanılıyorlar. Sevdam, aşkım rafların tozunu takammül edecek kadar aciz değildir. Sevdam, aşkım yakama takılacak süs, ayaklar altında çiğnenecek çiçek değildir.

Ben çiçek gibi taşımıyorum göğsümde aşkı

Ben aşkı göğsümde kurşun gibi taşıyorum

Gelmiş dayanmış demir kapısına sevdanın

Ben yaşamıyor, yaşamıyor gibi yaşıyorum

Ben aşkı göğsümde kurşun gibi taşıyorum

 

Sustuğuma bakma sen, yalnızlığıma bakma; Beni öldü, beni bitti, beni gitti sananlara inat, gece bir mezardan çıkarcasına heybetle doğrulup, karanlığın içine balyoz gibi ineceğim. Ey bir çift mavzer kurşunu gözlü sevdiğim, senin de gelmeni isterdim, özgür olmanı isterdim. Şu an… Gecenin bu kayıp vaktinde; Sanki yaşar gibi yanan… Ve sanki sıcak gözyaşı damlalarıyla eriyen… Ama benimle hakiki sessizliği ve sensizliği paylaşan kavganı görmeni isterdim…

Ey vazgeçilmezini içinde gezdiren esir kuş; Özgür kalmanı isterdim! Halbuki sen; sadece kapısı olan ve kapısı hiç kapanmayan bir kafeste mahkumsun!...Ve gece yarısı şiirler yazıyorsun. Oysa gece yarısı yazılan şiirleri kim dinler. Gece yarısı yazılan şiir ölüm kokar, küf kokar. Günler mavi ufuklarda eriyen bir ümit gibi gelip geçecek. Üşüyen, ağlayan, özlem dolu şiirimle yapayalnız kalacaksın. Onlar bir gün sana mutluluğu getirecek uzaklardan…

 

Hayallerimde sen varsın. Aşkım ise üçbin yıl mazide. Ama umudumu yitirmedim. Biliyorum ki, bu karanlık odaları, bu perdesi açılmamış odaları mutlak bir güneş aydınlatacak.

BİR SABAH KAPI ÇALDIĞINDA, BİR SABAH ÇALAN KAPIYA KOŞTUĞUNDA, BİR SABAH KOŞUP KAPIYI AÇTINDA KARŞINDA BENİ BULACAKSIN.

-         Merhaba!...

SANA UZAKLARDAN BİR TUTAM MUTLULUK GETİRDİM.

 

İlhan KAVASOĞLU

26 Ocak 2010

 



Üye Girişi

Foto Galeri


2009 - 2021 © Çömlekçi Köyü

                 Sitenin bütün hakları saklıdır,kaynak gösterilmeden ve izin alınmadan hiçbir içeriği alınamaz.

 

YukariCik